Güzel İzmir İşhanı Numara 11

Güzel İzmir İşhanı Numara 11

Doyulmaz bir sohbetin konuları gibi sıralanmış küçük tahta masaların üstleri, beyazın pembeyle harmanlandığı sayısal kuponlarıyla bezeli.

Ortalıkta dolaşan han müdavimleri, dünyanın en az cümle kurulan pasajında, sözsüz bir dilin büyüsünde bakışarak anlaşıyor.

İç avlu, bütün iç avlular gibi kendi içine hapsettiği sınırlı bir hayatın tutsaklığını yaşarken, ganyan bayisinin önü kalabalıklaşıyor durmadan.

İntiharına göz yumulduğu hayli belli olan taş merdiven üst kata doğru tırmanarak, dökük mavi boyalı han duvarlarının arasında gözden yitiyor.

Karşısındaki aynadan sinek kaydı traşını seyrediyor, Olcay Erkek Kuaförü'ndeki koltukta oturan orta yaşlı esmer bir adam.

Beyaz Çiçekli Taşların Ezilmişliği

Kederli duygulardan ibaret bir yağlıboya portreyi andıran karşı masadaki ihtiyar, çayından bir yudum içip, sigarasından bir nefes çekerek kalemini oynatıyor sayısal kuponunda.

Sonra bakışlarıyla karşı dükkanı delip geçerek, arkasındaki görünmez noktaya dikiyor gözlerini.

Dudaklarını kıpırdatarak kustuğu iç sesiyle sorular soruyor uzaklara.

Aldığı tiyölere olan kuşkusu yüzüne ölü sarı olarak yayılırken, önündeki kupona rakam şeklinde birer yakarış dökülüyor kaleminin ucundan.

Kara bıyıklı garson, Çıtır Sandviç Ve Evyemekleri yazan lokantanın kapısında yanıtsız bir soru işareti gibi duruyor.

Ketçap ve mayonez dolu plastik şişeler süslüyor, kapı önündeki sarı muşamba örtülü masaların üstünü.

Yeşil naylonlu gövdelerinin dört tarafından fırlayan eğri bacaklarıyla kendilerini zor taşıyan tabureler, masaların caydırıcı davetini tamamlıyor.

Fon Ses Kayıt Stüdyosu’nun tabelasından uzun namlulu tüfeğini doğrultan mavi bereli genç adam durmadan ateş ederek zamanı öldürüyor.


Zeminde döşeli beyaz çiçekli taşların yüzyılı aşkın ezilmişliği ayaklar altında uzanıyor.

Her çift ayağı teklifsizce tamamlayan bedenlerin; eğilmiş duruşları, kısılmış sesleri, azalmış gülüşlerine rağmen hayatın karşısında pes etmeyişlerindeki sır, pasajın orta yerinde sebebi bilinmeyen bir gerçek olarak duruyor.

Şairin Hası İzmir

İyiniyet sözcüğünün bütün eksiklerini tamamlıyor; siyah deri ceketli, kot pantolonlu garsonun, çay ocağıyla kalemim arasında gidip gelerek soru işaretlerini imrendiren bakışları.

Belden aşağısından ibaret plastik mankenin duvar dibindeki cinsiyetsiz hali, anlam sözcüğünü parçalayıp yeniden olduruyor.

Askeri yeşil parkasının içine gizlenmiş incecik adamın sigara sarısı bıyıklarından sarkan küfürlerinin bini bir para etmeden avluda dolaşıyor.

Ah İzmir ah, sessiz sözsüz dilin mucidi İzmir ah.

Bülbülyuvası bardaktaki ikinci çayımın yanına yoldaş ettiğim sigaranın müsebbibi sensin.

Senden dolayı; beklenenin unutulduğu, bekleyişin unutulmadığı duygu halinden şiirlenmesi pasajın dokusunun.

Sensin bu bıyıklı adamların, Güzel İzmir Pasajı’ndaki şiirde birer dize gibi duruşlarının sebebi.

Şiire nakarat eyleyen sensin, üst kata tırmanan merdiveni basamak basamak.

Öznesiz bir bekleyişte asılı kalan duyguların sigara dumanlarıyla örtüldüğü avludaki iç burkan yalnızlığın şairi sensin.

Sensin; yoksulluğun kardeş eli gibi uzandığı umudu; iç avludan sokaklara taşıyıp, köşe başlarında mimoza ağaçlarının sarı çiçekli dallarını havai fişekler gibi patlatan baharın sebebi.

Ah İzmir ah, saklama hiç, bu bahar da şairin hası yine sensin.

Geriye Kalan

Yıllardır Konak’a her gidişimde, bir çay içimlik de olsa yol düşürdüğüm Güzel İzmir İşhanı, alışveriş merkezi yapılmak üzere boşaltılmıştı son uğradığımda.

Önünden geçip giden sokakla arasına yerleştirilen metalik paravanın ardında, avlusuna yığılan taşların hüznüyle iç burkan bir kimsesizlik halindeydi.

Sunulan her şeyi, o şeylerin her modelini, her rengini, her boyunu, her çeşidini tüketmemiz sistem tarafından dayatılıyor diye, yaşadığı ağacın yemyeşil yapraklarını yiye yiye bitiren tırtıllar gibiyiz nicedir.

Daha dün keyifle oturduğumuz yerlerin tanıdık görüntülerinden, birkaç fotoğraf karesinden başka hiçbir şey kalmıyor bugüne.

Hızla yabancılaşıyor, anılarımızın baş tacı mekanlar bize.

İzmir’se, bütün olup bitenlere rağmen, bu bahar da şairlikte rakip tanımıyor kendine yine.
gönül ilhan

  
3063 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın