Sahi, Garcia Lorca Öldü mü?

Son sözümü en başından söylemeliyim size; Delinin biriyim ben. Hem de yalancı.

İşim gücüm bütün gün oturup, birbirinden arsız yalanlar uydurmak.

Sonra inanıp kendi uydurduklarıma, çekilip bir köşeye hüngür hüngür ağlamak.

Sesim kısılana, tükürük bezlerim kuruyana, gözlerimde yaş kalmayana dek bağıra bağıra ortalığı ayağa kaldırmak.

Çünkü en dibine inip siyah- bulamaç- yapışkan çirkinliklerin, bütün acıların kökünü kurutmak istiyorum.

İşte sırf bu yüzden, öğretilen bütün ezberleri unutarak, yeryüzünde olup biten her şeyi kendi aklımla anlamaya çalışıyorum.

Kolları, bacakları, gözleri olan bir böcekten başka bir şey olduğuma ancak o zaman inanabiliyorum.

Gece gündüz demeden kemiriyorum bütün bilgilerimi.

Aklım daha iyi çalışıyor o zaman, alıp başını gidiyor düşlerim, ellerim özgürleşiyor.

Mor bir tomurcuğun karşısında saygıyla eğilirken başım, gözlerim taç yapraklarını okşuyor istisnasız kaidesiz bütün çiçeklerin.

Zardan ince kanatlarını dokuyan kusursuz damarları kalbimde dolaşıyor bir kelebeğin.

Maviyi savuran kuşları seyrediyorum sonra.

Uçmak duygusu kıpırdadıkça aklımda, kanat olma hevesini hatırlıyor omuz başlarım.

Kendim oluyorum sil baştan. Ancak o zaman.

Yine de, iktidar uğruna insanların öldürüldüğü çağlar boyunca hep birlikte susuyoruz diye, "Hiçlerden Bir Kimse" olmaktan kurtulamadığımı biliyorum. Sizin gibi.

Hangi Çiçekte Açıyor Şimdi Şair'in Gözleri?

Dün gece gördüğüm düşte yeniden hatırladım, hiç unutmadığımı; kurşuna dizildiği yerde, ölüme yakışmayacak denli  güzeldi Garcia'nın yüzü.

Kanat kanada giden kuşları koynuna doldurmuş lekesiz bir mavi uzanıyordu yeryüzünün üstünde.

Çiçekler. Ağaçların ömrü. Tanıklığı rüzgarın. Silah sesleri. Toprağa sızan kan. Yeşile bulaşan ölüm.

Acılarım ben doğmadan hazırdı. Kitaplardan okumuştum çoğunu. Yine de, yazılmamış şiirlerini düşününce Lorca'nın, içim parça parça dağıldı yeryüzüne. Dışım hiç olmamıştı zaten.

Zaman, postmodern birer Midas'a çevireli hepimizi, dokunamıyorum yeşiline yaprağın. Korkudan.

Oysa çiçek tarlalarını koşulsuz sevdim ve içimi renklerle büyüttüm. Mor. Kırmızı. Turuncu. İlle de yeşil.

Diye düşüncelere dalmışken, o soru işaretinin çengelinde asılı buldum yeniden kendimi; İspanya kırlarındaki hangi çiçekte açıyor şimdi Şair'in gözleri?

Bitmemiş şiirler mezarlığı

Susmak kaldı "Hiçlerden Her Kimse"'ye, Garcia'lar öldürülürken diye;

badem ağaçlarının dallarında acılaşıyorum artık, nar ağaçlarının kollarında kırmızılaşıyorum.

Menekşe kokusunun sırrını çözmeye uğraşırken, kuş seslerini cebimde saklıyorum.

Dünyadaki bütün kafesleri parçalayıp, akvaryumları kırıp, eğip büküyorum silahların namlularını.

Batışına ağıtlanıp güneşin, ay ışığında yıkıyorum içimi geceleri. Acıdan.

Bu yüzden, bitmemiş şiirler mezarlığı içim benim. Yarım kalmış hikâyeler. Tekrarlanmamış nakaratlar. Vuslatsız ayrılıklar.

İnsan elinden ölümler bitecek yalanını uydurduğumdan beri, bütün genç ölülerden geriye kalan renkleri bir umut çobanının heybesinde biriktiriyorum.

Yine de, çiçekli günler görebilmek için acilen bir Garcia şiiri lazım bana. Bize. Biliyorum.

Bir kötülük çirkinlik bitip, bir iyilik güzellik başlasın diye.

gönül ilhan  

  
1356 kez okundu

Yorumlar

     02/07/2014 17:05

Şiirsel anlatımın, şiirlerin kadar etkileyici.
Misafir -