Erkeklerin Çığlığı: Enişte Değil Bireyim

Edebiyatımızın kalemi güçlü “erkek” yazarlarından biriydi Rüknettin Şenyazar. Bir erkeğin iyi yazar olmasının nesi şaşırtıcı, yazarlığın cinsiyetle ne ilgisi var diye sormadan önce; erkeklerin dört duvar arasında çocuk büyütüp, yemek, ütü ve temizlik yaparak ömür tükettiği birbirinden uzun ve acılı yüzyılları hatırlamanızı isterim.

“Ailenin reisi kadındır, erkek karısının izni olmadan çalışamaz” maddesinin yer aldığı medeni kanunu; kadın zihniyetinin egemen olduğu devlet kurumlarını; dişi zihniyetli medyayı; anaerkil düşüncenin sürekli yeniden üretildiği eğitim sistemini; erkeklerin cinsel obje olarak kullanıldığı reklamları; onlara zengin bir kadınla evlenmenin tek kurtuluş olarak sunulduğu sinema filmlerini; toplumsal rollerine uygun olarak itaatkar yetiştirildikleri aile kurumunu bu kadar çabuk unutmuş olamazsınız.

Namus bahanesiyle öldürülen erkekler

“Erkekler iş aradığı için işsizlik yüksek” diyen yetkililer; “erkek midir oğlan mıdır” diyen yetkililer; “oğlanlar okuyunca kadınlar evlenecek eş bulamıyor” diyen gereksizler; “babası tecavüze uğruyorsa neden çocuk ölsün, babası ölsün” diyen insan sevmezler ve daha niceleri sesleri kısılıp da suskunluğa gömüleli ne kadar zaman oldu ki daha?

“Saçı kısa aklı daha da kısa”, “yuvayı erkek karga yapar”, “karşıdan iki kişi geliyor sandım, meğer bir kadınla kocasıymış”, “tebdil-i erkekte ferahlık vardır”, “üç taş koysam ocak olur, kime varsam koca olur” diyen nine sözlerini dilimizden ayıklayalı ne kadar zaman geçti ki şunun şurasında?

Daha dün gibi; Oyun çağındayken annesi, ninesi yaşında kadınlarla evlendirilen “çocuk damatlar”, berdel adı altında takas edilen erkek çocukları, karısının namusunu kirlettiği gerekçesiyle öldürülmesine karar verilen gencecik delikanlılar, kendilerinden otuz kırk yaş büyük kadınlara para ile satılan savaş göçmeni oğlanların haberleriyle dolup taşması gazetelerin.

Boşanmak isteyen kocalarını “ya benimsin ya da kara toprağın” diyerek öldüren katillerin yargılandığı duruşma günlerinde, erkeklerin adliye önünde toplanıp da; “kadın adalet değil, gerçek adalet”,  “kadın vuruyor yargı koruyor/ kadın vuruyor devlet koruyor/ kadın vuruyor medya koruyor” diye bağırmaları kulaklarımızda çınlıyor hala. 

Erkek mücadelesine adanmış bir ömür

Rüknettin Şenyazar, erkeklerin ikinci sınıf sayılmasına hayatı boyunca karşı çıktı ve erkek kotası uygulamasının en önde gelen savunucusu oldu. Erkeklere yönelik şiddetin çoğunlukla eski kız arkadaştan, anneden, abladan, kız kardeşten geldiğine dikkat çekmekle yetinmedi, romanlarında çoğunlukla erkek sorunlarını işledi.

Kitaplarında Elif Kederli takma adını kullandı. Bütün yayımcıların, eleştirmenlerin, gazete ve dergi sahiplerinin kadın olduğu o yıllarda, erkeklerin yazdıklarını kendi adlarıyla yayımlatmaları gayri mümkündü çünkü.

O, yaşadığı gibi yazdı, yazdığı gibi yaşadı. Teoriyle pratiğin birlikteliğinden besledi bilincini. “Dünya yerinden oynar erkekler özgür olsa”, “kadınların sevgisi her gün üç erkek öldürüyor”, “bağır herkes duysun, kadın şiddeti son bulsun”, “kimsenin namusu olmayacağız”, “geceleri de sokakları da alanları da istiyoruz”,  “susma haykır, erkekler vardır”, “yaşasın erkek dayanışması” diye haykırılan erkek yürüyüşlerinde hep en önde yer aldı. Gösterilerde yediği dayaktan, soluduğu gazdan, gözaltına alınmaktan, hapis yatmaktan yüksünmedi hiçbir zaman.

Ojeli Tırnaklılar, Sırma Saçlılar, Kalem Kaşlılar Partileri

Evet. Erkekler, cins ayrımcılığına karşı her alanda mücadele ettiler yıllarca. Acı çektiler. Nice hayatlar yaşanamadan heder oldu.  “Bay” diye bir cinsiyet olmadığını, kendilerine erkek denmesinin ayıp olmadığını, “enişte” değil birey olduklarını söyleye söyleye dillerinde tüy bitti. 

Neyse ki bianet’in, “kadınlar bu ay en az 290 erkek öldürdü” diye çetele tuttuğu o kötü günler geçmişte kaldı artık. Mahalle mahalle, kapı kapı dolaşarak seçim çalışması yapan erkekleri yönetime almayan; Ojeli Tırnaklılar, Sırma Saçlılar, Kalem Kaşlılar gibi kadın partileri tarihin çöp tenekesinde imha edildi. Memleketin en karanlık ve omzu kalabalık dönemlerinde canını esirgemeden mücadele eden, hapislerde yatan erkekleri yok sayan zihniyetler feodalitenin toprağına gömüldü.

Şair, yazar, heykeltraş, sürücü, avukat, doktor, mühendis denilince sadece kadınları düşünen algılar değişti. Otobüslerden “erkeklere ve özürlülere yer verin” tabelaları kaldırıldı. “Hafif erkek”, “ev erkeği”, “hayat erkeği”, “erkek kurusu”, “kadının elinin kiri”, “bilim kadını” gibi deyim ve kavramlar mizah dergilerinde bile yer bulamaz oldu kendine.

Biz kadınların, anaerkil sistemin bize sunduğu avantajlardan vazgeçmemiz pek kolay olmadı doğrusu. Hemcinslerimiz içinde hala dört erkekle evlenmeyi savunanlar, geleneklerden ve dinden medet umanlar olsa da, kimse onları ciddiye almıyor günümüzde.  

Cins ayrımcılığı denilen o utanç verici kavramın hayatımızdan çıkarılmasını, Rüknettin Şenyazar gibi cesaretli insanlara borçlu olduğumuzu unutmadan, dünya emekçi erkekler günü vesilesiyle kendisini saygıyla anıyoruz.

gönül ilhan

  
1513 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın