Havlıyor Zaman

Ağaçların gövdelerinde dönerken gün, çiçeklerin açma telaşı sürüyor bahçede.     

Yüzyıllardan daha eski olduğunu hiç durmadan tekrarlayan kahverengi koltuğun çevresinde, köpekler dolaşıyor. 

 

Gözleri, evet, köpeklerin gözleri de olmasa, yaşamını o koltukta geçiren bedenlerin hiç olmadığı duygusu saracak ortalığı.

Ve hiçbir şey engel olamayacak, hayatın ölümle sarmaş dolaş olup tekleşmesine, silinmesine anıların.

 

Ağaçların yeşiline bakarken, yaşanmamış ömürler geçiyor içimden, aklımı kanatarak. 

Ben kendimi bildim bileli, geride çiğnenmiş çiçek izleri bırakarak akıyor çünkü zaman.

Ve yaşamla ölüm arasında, sadece ikisi arasında gidip gelen bir sarkacın sesi, köpeklerin havlamaları olarak dökülüyor ortalığa.  

 

Toplu mezarların kazıldığı cümlesiyle başlayıp, bugünkü kadın cinayeti haberimiz şu kentimizden, diye sürerken ajans haberleri; doğurup büyüttüğü çocuğunun kemiklerini devletten alabilmek için çok yıllardır her cumartesi İstanbul’da bekleyen annelerin taşıdığı fotoğraflar, silip süpürüyor hayata ve anlama dair biriktirdiğim her şeyi…

 

Ölümü kutsayan bütün paragrafları kazıyıp atıyorum, kutsal sanılan kitapların sayfalarından. 

Yeryüzü yasalarının maddelerini eğip büküp, kelimelerini döküp saçıp, soru işaretleriyle dolduruyorum bütün cümlelerin sonunu.   

Ancak o zaman aksıyor sarkacın ritmi ve kısılıyor sesi köpeklerin. 

 

Sonra yeniden başlıyor ajans haberleri.

Yaşamla ölüm arasında hiç durmadan gidip gelen sarkacın ritmiyle, yüksek sesle havlıyor zaman.

 

Ağaçlar yeşil kalıyor yine de.    

  
274 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın